KÜLTÜRLER ARASI SON YOLCULUK
Almanya’dan Bulgaristan’a uzanan gerçekleşen bir cenaze nakil hikâyesi
Münih’te Bir Sabah Sessizliği
Münih’in soğuk bir kasım sabahında, saat henüz 06.15’i gösterirken telefon çaldı. Mevlana Cenaze Hizmetleri’nin Avrupa koordinasyon ekibinde görevli olan Ahmet, telefondaki yabancı numarayı görünce içinden yine bir ailenin acıyla yüzleşeceğini hissetti.
Hızlıca telefonu açtı.
“Merhaba… Orada mısınız? Çok acil bir durum var…”
Telefondaki genç kadın nefes nefeseydi. Almanca aksanı belirgindi ama yüzleştiği acının ağırlığı her kelimesine yansıyordu.
“Eşim… dün gece hastanede yaşamını kaybetti. Biz Bulgaristan’a dönmek istiyoruz… Ama ne yapacağımızı bilmiyoruz…”
Ahmet derin bir nefes aldı. Bu işte her gün onlarca trajedi ile karşılaşsa da, hiçbir telefon ilk günkü ağırlığını kaybetmezdi.
“Lütfen sakin olun. Size yardımcı olacağız. Bulunduğunuz hastanenin adını söyleyin…” dedi.
Hastanenin adı açıldığında Almanya’daki en yoğun yabancı nüfusun yaşadığı bölgelerden biri olduğu anlaşıldı. Ailenin Bulgar kökenli olduğu nettir. Hem Alman prosedürlerini hem Bulgaristan’ın sınır geçiş kurallarını bilmeyen bir aile için bu durum tam bir labirentti.
Ahmet konuşmayı sonlandırır sonlandırmaz ekip içi alarm sistemini devreye soktu. Münih’teki partner ekip bilgilendirildi, hastane ile ön temas kuruldu, Bulgaristan tarafındaki konsolosluk evrakları için de ayrı bir temsilci görevlendirildi.
Avrupa’nın ortasından Balkan sınırlarına uzanan bu yolculuk henüz başlamıştı.
Bürokrasi ile Zaman Yarışı
Cenaze nakillerinin büyük bir kısmı aslında lojistikten çok bürokrasiyle mücadeledir.
Bu durum Almanya’dan Bulgaristan’a giden süreçte daha da zorludur.
Almanya’nın ölüm belgesi prosedürleri, hastanenin teslim kriterleri, adli vaka olup olmadığına dair raporlar, Bulgaristan’ın giriş evrakları, sınırdaki dezenfeksiyon belgeleri, tümü aynı anda ilerlemelidir.
Mevlana Cenaze Hizmetleri’nin Almanya ekibi saat 08.30’da hastanedeydi.
Doktor raporu hazırdı ancak belediyeden alınması gereken “Internationale Sterbeurkunde” henüz işlenmemişti.
Bu belge çıkmadan cenaze teslimi mümkün olmazdı.
Ailenin en büyük korkusu gecikme yaşanmasıydı.
Çünkü rahmetli olan kişi Bulgaristan’ın Filibe (Plovdiv) bölgesinden geliyordu ve orada büyük bir geniş aile onu bekliyordu.
Her Balkan ailesinde olduğu gibi; dedeler, nineler, amcalar, kuzenler… herkes cenazeyi karşılamak için hazırlık yapıyordu.
Cenazenin bir gün bile gecikmesi, yüzlerce insanın bekleyişinin uzaması demekti.
Ahmet’in telefonuna ikinci bildirim geldi.
Bulgar tarafındaki yetkili şöyle yazıyordu:
“Bulgaristan’a giriş için bugün saat 18.00’e kadar evrakları tamamlamamız gerek. Aksi halde sınırdan geçiş ertesi güne kalır.”
Bu, zamanla yarışın başlangıcıdır.
Ekip; belediyeden belgeyi almak için öncelik tanıttı, hastane ile nakil onay formunu tamamladı, konsolosluk evrakları için gerekli imzalar alındı.
Saat 14.00’te tüm belgeler hazırdı.
Cenaze yıkandı, kefenlendi, uluslararası taşımaya uygun çinko tabuta yerleştirildi ve mühürlendi.
Artık yola çıkma vaktiydi.
Almanya Otoyollarında Bir Sessizlik
Cenaze aracı Münih’ten ayrıldığında saat 15.10’du.
Hava kapalıydı, ince ince yağan yağmur otoyolun gri tonunu daha da karartıyordu.
Nakil aracında iki görevli vardı:
-
Ercan (şoför – uzun yol uzmanı)
-
Selçuk (evrak ve prosedür sorumlusu)
Yol yaklaşık 1.400 kilometreydi ve normal şartlarda 17 saat sürüyordu.
Ancak sınır yoğunlukları, Bulgaristan giriş prosedürleri ve Almanya–Avusturya hattındaki kontroller bu süreyi uzatabilirdi.
Araç otoyola bağlandığında araba içinde alışılmış sessizlik hâkim oldu.
Bu tür yolculuklarda görevliler konuşmaz.
Cenazenin bulunduğu araçta yüksek sesle konuşmak etik sayılmaz.
Ercan sadece hafifçe mırıldandı:
“Allah kolaylık versin… Aileye çok zor olacak.”
Selçuk önündeki klasörde evrakları tekrar tekrar kontrol etti.
En küçük bir eksik, sınırda saatlerce beklemek anlamına gelir.
Akşam saatleri yaklaşırken araç Avusturya sınırına dayandı.
Avusturya Geçişi – Titiz Kontroller
Avusturya’ya giriş her zaman stres yaratır.
Çünkü ülke özellikle cenaze nakil araçlarında evrak titizliği ile bilinir.
Görevli aracı durdurdu, evrakları tek tek istedi.
Selçuk klasörden belgeleri çıkarıp uzattı:
-
Çinko tabut mühür raporu
-
Dezenfeksiyon formu
-
Nakil aracının özel izinleri
-
Bulgaristan giriş belgeleri
Görevli belgeleri incelerken Ercan’ın aklı sınırdaki saat tabelasındaydı.
Bulgaristan’ın giriş saatine yetişmeleri gerekiyordu.
Görevli birkaç dakika sonra başını kaldırdı.
“Alles in Ordnung… Weiterfahren.”
Bu iki kelime görevli kadroya adeta bir çiçek buketi verilmiş gibi mutluluk verir.
Çünkü Avusturya’dan geri çevrilen cenaze araçları az değildir.
Araç sınırı geçer geçmez Ercan içinden şükretti.
Uzun Gecenin Yolculuğu
Avusturya otoyolları dümdüz görünse de gece yolculuğu her zaman risklidir.
Dağlardan gelen rüzgâr, zaman zaman araç yönünü etkiler.
Hele ki cenaze taşınan bir aracın sorumluluğu normal bir seyahatten katbekat ağırdır.
Görevliler yolda kısa molalar verir, sıcak çay içerek direnç kazanır, ardından tekrar yola koyulurdu.
Selçuk bu sırada aileyi düzenli olarak bilgilendiriyordu:
“Şu anda Avusturya’dayız.
Yol sorunsuz.
Sabah çok büyük ihtimalle Bulgaristan’da olacağız.”
Telefonun diğer ucunda hıçkırıklar vardı.
Ailenin acısı kelimelerin arasında hissediliyordu.
Bulgaristan Sınırı – Zamanla Yarışın Son Perdesi
Sabahın ilk ışıklarıyla araç Bulgaristan sınır kapısına ulaştı.
Buradaki prosedür daha da farklıydı:
-
Çinko tabut mühür kontrolü
-
Aracın dezenfeksiyon belgesi
-
Evrakların Bulgarca çevirileri
-
Nakil ücretlerinin işlenmiş olması
-
Sınır hekimliği kontrolü
Görevli memur tabut numarasını mühür numarasıyla eşleştirirken Selçuk nefesini tuttu.
Her şey tıkır tıkır ilerliyordu.
Sonunda memur damgayı bastı:
“Girebilirsiniz.”
Bu, yolculuğun en kritik anıydı.
Artık Bulgaristan topraklarındaydılar.
Filibe Yollarında Duygusal Bir Kavuşma
Bulgaristan yollarında ilerlerken artık araç içindeki gerilim azalmıştı.
Bulgar topraklarının kasvetli puslu havası yerini hafif bir sabah güneşine bırakmıştı.
Filibe’ye yaklaştıkça yol kenarında eski evler, tarlalar, köy kahveleri görünmeye başladı.
Burası rahmetlinin memleketiydi.
Köy girişine geldiklerinde, kalabalık bir topluluk yolun kenarında bekliyordu.
Kadınlar başörtülü, erkekler elleri bağlı, herkes hüzünlü bir sessizlik içinde.
Araç durduğunda ailenin fertlerinden biri araca yaklaşıp tabuta dokundu.
“Evine geldin… Seni bekliyorduk…”
Bu cümle, Balkan kültüründe ölümün anlamını özetleyen bir ifadedir.
Ölüm ayrılık değil; eve dönüş olarak görülür.
Tören, Dua ve Son Veda
Cenaze köy camisine götürüldü.
İmam ve papazın aynı anda dua okuduğu bir tören düzenlendi.
Çünkü rahmetli karma kültürden gelmiş bir aileye mensuptu.
Bu durum Balkanlarda hiç de nadir değildir.
Dualar, ağıtlar, okunan ilahiler…
Bölgedeki herkes toplanmıştı.
Görevliler tabutu aileye teslim ettiğinde görev tamamlanmıştı.
Ama Ahmet ve ekibi için her nakil sadece bir görev değil; insanlığın bir sorumluluğuydu.
Ailenin büyük amcası görevli ekibe dönerek şöyle dedi:
“Biz Almanya’da ne yapacağımızı bilmiyorduk.
Siz olmasanız ölümüz yolda kalırdı.
Allah sizden razı olsun.”
Bu söz, tüm yorgunluğu unutturan şeydi.
Geri Dönüş ve İç Sesler
Görevliler dönüş için yola çıktığında araç bir kez daha sessizliğe büründü.
Her nakil sonrası olduğu gibi, insanların acılarının içlerinden yankılandığı o derin sessizlik…
Ercan direksiyona daha sıkı sarıldı.
Selçuk camdan dışarı baktı.
Her ikisi de aynı şeyi düşünüyordu:
“Biz bir cenaze değil; bir aileye son bir görev, son bir huzur taşımıştık.”

0 Comments